Gündem Sanat

Kurban, Deniz Yılmaz, Piyano Çalan Kurye ve Hobiler Üzerine


Onur Ömer Düzgün 20 Ocak 09:36

"Yalan dostum aşk diye bir şey yok, aşk dediğin üç günlük eğlence." desem şarkının devamını getirebiliyor musunuz? Bir zamanların dillere pelesenk olmuş şarkılarından biridir. Tabii meşhur grup da Kurban da öyle.

Yazının bundan sonrası hüzün içeriyor. Çünkü geçen hafta kötü bir haber aldık. Kurban grubunun solisti Deniz Yılmaz, maddi imkansızlıklardan dolayı müziği bıraktığını açıkladı. Bu yüzden Kurban, Deniz Yılmaz ve hobiler üzerine yazmak istedim.

Öncelikle Kurban grubundan kısaca bahsedelim. Grup en başta Outside ismi ile 1995 senesinde bir araya geldi. Genelde yabancı parçalar söylediler. Daha sonra isimlerini Kurban olarak değiştirdiler. 1997 senesinde Roxy Müzik Yarışması'nda 3. oldular. 1999'un Ocak ayında Kurban ismindeki ilk albümlerini yaptılar. Yalan ve diğer parçalar dinleyiciler tarafından büyük beğeni topladı. Başarılarını aynı sene Ali Samiyen Stadyumu'nda yapılan Metallica konserinde ön grup olarak aldılar. Fasülye filminin müziklerini yapan grup ayrıca Şebnem Ferah'ın Artık Kısa Cümleler Kuruyorum albümüne de katkı sağlamıştır. Hatta albümdeki "Yorgun" parçası Deniz Yılmaz'a aittir.

https://youtu.be/-vzWOk9qVxk

En iyi Kurban albümü: Sert

2004 senesinde geldiğimizde grup ikinci albümleri olan Sert ile dinleyicilerinin karşısına çıktı. İsminden de anlaşılacağı gibi ilk albüme göre biraz daha sert bir albümdü. -Bence en eğlenceli ve zevkli Kurban albümü bu. Cover parçaların çoğunlukta olduğu bu albümde Kurban hızını alamamış kendi parçası Yalan'ı yeniden yorumlamıştır.- 2005 Rockİstanbul'da Megadeth'den önce sahneye çıktılar. Her şey mükemmel giderken grup dağılma kararı aldı. Solist Deniz Yılmaz Panik grubuna, basçı Kerem Tüzün Demir Demirkan'a, davulcu Burak Gürpınar Athena'ya katıldı.

https://youtu.be/qckkklnazpo

2006 senesinde tekrar bir araya gelen grup çeşitli illerde konserler verdi. Sonrasında ise Deniz Yılmaz'ın askere gitmesi yüzünden müziğe ara verdiler. -Askerlik demişken üzücü bir anektot var. Pentagram grubunun gitarsti Yılbar'a Pentagram akustik yazımda detaylıca değineceğiz.-

2010 senesinde Sahip albümünü piyasaya süren grup, 2014 ve 2015 senesinde teklilerini yayınladı. Çeşitli mekanlarda ve festivallerde konserler verdiler. Daha sonra Kurban, Deniz Yılmaz'ın isteği üzerine yine yol ayrımına geldi.

Kurban Deniz Yılmaz

Kurban en son 2022 senesinde Gülümse ve Damla isimli iki farklı tekliyi dijital ortamlardan dinleyicileri ile buluşturdu. Dinleyicilerden ise oldukça beğeni aldı.

https://youtu.be/W5cNeU4Pel8

Kurban üzerinden bazı toplumsal sorunlara değinmek istedim. Deniz Yılmaz açıklamasında "Maddi gücüm müzik yapmaya elverişli olmadığı için, hatta müzik yapmak benim için lüks haline geldiğinden..." diyor. Ne kadar üzücü bir durum. Pandemi zamanında müzisyenlerin çektikleri çileyi hatırlıyoruz. Anlaşılan pandemi bitse de çekilen çile azalmamış. Nasıl azalsın? Bu sektör de enflasyon ve ekonomiden nasibini almış. Siz buna bir de saat sınırlaması ekleyin.

Hobiler artık lüks

Olaya bir de başka pencereden bakmak gerek. İnsanlar kendilerini rahatlatmak veya daha iyi hissetmek için farklı meşgaleler bulurlar. Kimisi resim yapmayı sever kimisi müzik ile ilgilenmeyi... Kimisi spora başlar kimisi fotoğrafçılığa... Lakin günümüzde kimse bir şeye başlayamıyor. Mesela bir üniversite öğrencisi gitar kursuna gitmek istese başlangıç gitarı- basit düzey gitar- bir buçuk öğrenim kredisi. Resim yapmak istese kursu, tuvali, boyası bir o kadar. Fotoğraf makinalarının fiyatlarından dolayı fotoğrafçılık mevzusunu hiç hesaba katmayalım.

Geçen hafta bir haber daha vardı: "Getir kuryesi Muharrem Can İncir'in eşsiz piyano resitali" ile ilgili... Muharrem Can piyano çalmayı annesinin telefonuna kurduğu uygulama ile öğrenmiş. Gittiği müzik kursunda öğretmeninin emanet kemençesini kullanmış. Ülkemizde konservatuarlar yetenek sınavı ile alım yapıyor. Müzik alanından sınava girebilmek için neredeyse piyano şart. Peki kaç öğrencinin ailesi piyano alabilecek durumda? Muharrem Can şansı yardımı ile belki bundan sonra istediği yolda yürüyecek belki ama ya diğerleri?

"İnsanlar vardır yaşarken ruhlarını özgür bırakabilirler bir süre. Sinirlendikleri zaman duydukları küçük tınıları mırıldanarak ortamdan uzaklaşırlar, üzüldükleri zaman kendilerini olmak istedikleri yerde resmedebilirler- siyah beyaz hayatlarına inat en canlı renkleri kullanarak, kaybettiklerini veya hiç sahip olamadıklarını karşınıza hayran kalacağınız bir formda sunabilirler. Kimisi de mısralara ve satırlara sığınır. Methiyeler sıralar..."

Böyle yazmıştım bir kitabımda. Yani ruhlarını özgür bırakamadıkları için herkes sinirli. Patlamaya hazır bir bomba.

Yaşamı hak etmeyenler de bu güzel hayatta yaşadıklarını sanıyorlardı. Sadece kalbin atması yaşamak olarak addedilmiyordu oysa. Küçük buhranlardan sonra ani kararlar alıp hayatını değiştiremiyorsan yaşamıyordun. Rutine devam etmek zaten ölmek demek değil miydi? Kalk, işe git, gel, yemek ye ve yat… Keşke sözcüğü çıktığında ağzından;  gözlerin ağırlaşıyor ve ağzını oynatamaz oluyordun, ölüyordun…

Daha fazla Kurban vermeden susalım. Karavanın diğer yazıları burada.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum