Spor

Barış Okan Belovacıklı - BOB GYM - Röportajı


Çocukluğumdan beri yeni insan tanımaya bayılırım. Çünkü her yeni insan yeni bir hikayedir benim için. Bazıları şaşırtır, bazıları heyecanlandırır, bazıları eğlendirir. Bir hikaye dinler saygı duyarsınız, başka bir hikayenin kahramanını örnek alırsınız. Okumak kadar keyiflidir tanımak; bir o kadar da heyecanlı. Yeni yıl planlarımda yeni insanlar tanımak ve yeni hikayeler dinlemek de vardı. İlk adımı bugün attım. Fitness dünyasın en sevilen ve örnek alınan isimlerinden Barış Okan Belovacıklı ile birlikte ilk röportajımı yaptım. Kendisiyle sahibi olduğu spor salonu Bob Gym üzerine konuştuk. Enerjisiyle, muhabbetiyle, spora ve hayata bakışıyla, iş disiplini ve tutkusuyla beni bir kez daha kendine hayran bıraktı. İnanmak, doğru adımları atmak, disiplini asla elden bırakmamak ve tüm bunları yaparken de keyifli kalmayı başarmak…Saygıyı fazlasıyla hak eden bir başarı öyküsü. 

Barış Okan Belovacıklı, namıdiğer BOB, 4 Ağustos 1982 Samsun doğumlu. 1992 yılında babasının işi gereği Ankara’ya yerleşiyorlar. Üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği bölümünde tamamlıyor. Ancak mühendisliğin hayalindeki meslek olmadığına karar verip kendisi için fitness eğitmenliği yolunu çiziyor. Her ne kadar alaylı bir eğitmen olsa da kurduğu kişisel fitness eğitmenliği sistemi, gym üzerine paylaştığı youtube videoları ve şubat ayında beşincisi açılacak olan BOB GYM salonlarıyla piyasanın en çok konuşulan ve örnek alınan ismi. Hikayesini kendisinden dinlemeye hazırsanız başlayabiliriz.

-Hepimizin en çok merak ettiği konu bu işi yapmaya ne zaman ve nasıl karar verdiniz? Spor sizin için bir çocukluk tutkusu muydu?

Küçüklükten değil. Küçükken bu konuyla ilgili herhangi bir hayalim yoktu. Zaten sporla herhangi bir haşır neşirliğim de yoktu. Hatta aksine spora karşı antipatiktim. Antipatikliğimin nedeni de çok yeteneksiz olmamdı. Ama o zamanlar Türkiye’deki spor kültürü mahalle arasında oynanan futbol maçlarıyla sınırlıydı. Belki biraz da basketbol... O dönem spor demek top oynamak demekti. Ben de bunlara çok yeteneksizdim. Bireysel yetenek gerektiren sporlara karşı da öyleydim. O yüzden hiç bir spor geçmişim yoktu. Fiziksel olarak da hiç bir branşa uygun değildim. Yetersizdim, güçsüzdüm, kondisyonsuzdum, herhangi bir koordinasyonum yoktu. Bu nedenle sporla tanışmam üniversitede oldu.

Fiziğime olan küskünlüğümü yenmek için bir iki kez salona gitmek gibi teşebbüslerim oldu. Ama salon eğitmenlerinin bana yaklaşımı çok farklıydı. Çünkü yetenekli insanlarla ilgilenirler, yeteneksizlerin sadece aidatını alır gönderirlerdi. O zamanlarda mahalle salonları vücut geliştirme salonları diye tabir edilirdi. 16-17 yaşlarında bir çocuğun o salonlardan demoralize olmadan çıkması kolay değildi. Olaya hakim üç beş kişinin söz hakkı olurdu, geri kalanların varlığı önemsizdi. İşte ben de o yok sayılanlardan biriydim. Gitmek istemedim. Çünkü çok soğudum. Çünkü benimle ilgilenecek, bana çalışma motivasyonu sağlayacak, “Herkes böyle başladı, sen de başarabilirsin” diyecek kimse yoktu. 1998’de “Bir daha gym salonuna girmem” diyerek o salondan ayrıldım.

Bu kadar yeteneksizliğimin yanında vücudum da yağlanmaya çok müsaitti. Bu durum beni spora karşı daha da hırslandırıyordu aslında. Yine de bu istek, salon korkumu yenemiyordu. Ben de üniversitede Ankara Üniversitesi’nin Amerikan Futbolu takımına başvurmaya karar verdim. Yetenekli olmasam da acıya dayanıklı olmam yeterli olabilirdi. Ama öyle olmadı. İlerleme kaydedemiyordum. Sadece çok disiplinliydim. Antrenman kaçırmıyorum, koşullar ne olursa olsun emre itaatsizlik etmiyorum. Dolayısıyla adamlar bana git demeye utanıyordu. En sonunda bana çok güçsüz olduğumu ve gym'e gidip ağırlık çalışmam gerektiğini söylediler. Bunun için de süre verdiler. İşte yıllar sonra salon hikayem böyle başladı.

-Peki çalışmaya nereden başladınız? Destek mi aldınız ya da kendiniz mi araştırdınız?

Öncelikle evime çok uzak bir konumda salon seçtim. Her sabah salon açılmadan gidip kapıda bekliyordum çalışmaya başlamak için. Sonra bir mühendis gibi düşünerek sıfırdan okumaya başladım. Bu işin matematiğini öğrendim. Yani egzersiz, biyomekanik, anatomi ve fizyolojiye kadar her şeyi okuyup öğrendim. Kendi vücut yapıma göre neler yapmalıyım, nasıl çalışmalıyım kısmını planladım.

Bütün günümü okumaya ve egzersize ayırıyordum. Sonuçta o yaz yaklaşık iki ayda tam yirmi kilo aldım. Bir anda fiziğim değişti. Tekrardan okul başladığında kimse yeni görüntüme inanamamıştı. İşte tam o noktada yeteneğimi keşfettim. Ben fiziksel olarak hiçbir şeye uygun olmayabilirdim ama disiplin ve irade sahibi olmak gibi bir yeteneğim vardı. Bunları kullanmalıydım. Bazı insanlar üç kere spora gidip inanılmaz sonuçlar alıyorlardı. Çünkü ben asla o insanlardan olamayacaktım. Yani hep çok çalışmak ve disiplinli olmak zorundaydım. Mesela iki büyük ameliyatımda bile yattığım yerde ağırlık çalışmıştım. Antrenman programlarımı kurgularken hep irademi zorladım. Hep çok disiplinli oldum. Bunun sonucunda da vücudumda muazzam ilerleme gördüm.

İnsanlar bana çok yetenekli olduğumu söylemeye başladılar. Ama işin aslı anlattığım gibiydi. Keşke yetenekli olsaydım. Ama hayatta hep şunu görüyorum. Tanrı adaletli davranır. Her şeyin en iyisini tek bir insana vermez. Bence iyi olan tarafı kullanabilmek önemlidir. Eğitmenlik de bunu gerektirir. İyi eğitmen, kişinin iyi sonuca ulaşması için en doğru yolu seçen eğitmendir. Sonuçta ulaşılacak kapı bir tanedir; güzel ve kaliteli bir yaşam kapısı. Belki yirmi tane yolu vardır. Kimin hangi yoldan gideceğini seçebilen insan iyi eğitmen olur.

Antrenman benim için bir olgudur, görevdir. O gün yapılması gereken görevi yapıp yapmadığıma bakarım. Yıllardır da her gün yaparım. 

-Bob Gym nasıl oldu hocam? Yeteneğim yok diyorsunuz ama adınız tam da marka olmak için konulmuş gibi.

Doğru analitik çözümlemelere çok inanırım. Mesela ben spor sektöründe çok yetenekli olduğum için Bob Gym başarılı bir marka olmadı. Ben bütün enerjimi ve odağımı ona verdiğim için başarılı oldu. 

Jeofizik Mühendisliğine odaklanamayacağımı anladığım anda aslında eğitmen olmak istediğime karar verdim. O andan itibarenden bütün enerjimi eğitmenliğe verdim. Tuvalet yıkayarak çalıştığım, para kazanmadan haftalarca gittiğim mahalle salonları oldu. Giderek hem öğrendim hem güçlendim. Görüntüm ve fiziğim daha iyi oldukça daha iyi salonlarda iş buldum. Kısa sürede de çok iyi pozisyonlarda çalışmaya başladım.  Ama alaylı bir eğitmen olduğum için de hep çok okudum. Bu eksikliğimi kapatmak için hiç durmadım. Elektromanyetiği geçmiş bir insanım, spor bilimini her türlü çözerim dedim. Öyle de oldu.

Eskiden eğitmenler fiziklerine çok önem vermezlerdi. Çünkü okulu bitirdim, çalışırım mantığıyla hareket ederlerdi. Ben çok çalıştığım için fiziğim fark yaratmaya başlamıştı. Bu nedenle büyük salonlarda iş bulmam daha kolay olmuştu. Instagram çıktığından beri insanlar fiziklerine önem vermeye başladılar. Ben fiziğimle ön plana çıkınca rahat iş buldum. Disiplinimle de hızlı yükseldim. Yöneticilik, müdürlük her pozisyonda çalıştım. Hatta Ankara’nın en popüler salonunda sportif direktörlük yapmaya başladım. Ama hiçbir yer beni tam anlamıyla tatmin etmiyordu, hep bir eksik var gibi hissediyordum. İşte o dönemlerde salon hayali kurmaya başlamıştım.

Nişantaşı şubemde asılı bir poster var, yıllar önce Dost Kitapevi’nden almıştım. Kendi salonuma asmayı hayal ederek. Poster dediğim de Spiderman. Çünkü benim salonum öyle bir salon olacaktı.  Benim hayat tarzımı yansıtacaktı. Metallica posteri olacaktı mesela. Yıllarca bu hayali besledim, diri tuttum. Yani zihnimi soğutmadım kurguya başladığım andan itibaren. Kafamda “salon” diye bir dosya açtım, sürekli onu düşünmüyordum. Ama arkadaki dosyaya sürekli bir şeyler atıyordum. Dolayısıyla harekete geçtiğim anda kafamda her şey netti: “Ben bir salon açacağım ve böyle olacak! Tutar ya da tutmaz. Ama eminim ki ben acayip keyif alacağım. Tutmazsa da ben keyifli bir şekilde batacağım. Titanic’in son dakikalarında keman çalan şef gibi.

-Mimarla çalıştınız mı? Yoksa tamamen kendi tasarımınız mı?

Mimarla çalışmadım. Grafiker bir arkadaşımdan destek aldım sadece. Üstelik kendisi şu an ortaklarımdan biri. Ne istediğimi anlattım ve birlikte yaptık. 

Öncelikle simsiyah bir salon olsun istedim. Çünkü siyah salonda insanlar kendilerini daha iyi görüyorlar ve daha iyi hissediyorlar. Zaten benim hayat tarzıma da daha uygun bir renk. O zamanlar bu hiç olmayan bir tarzdı, aykırıydı. Benden sonraki bütün salonlar siyahtır.

Aksesuarlara gelince benim hayatımda ne varsa salonlarımda görürsünüz. Marvel hayranıyım. Metallica hastasıyım. Atari oyunlarına bayılırım. Fantasy Land’den kalan makinelerden aldım, koydum. Kimse oynamasa bile ben oynuyorum. Çünkü ben salonda mutluysam salondaki her şeyin enerjisini yükseltirim. Yani öncelikle benim mutlu olmam lazım.

-Başarı sadece iyi bir sporcu olmakla değil de iyi de bir yönetici olmakla da gelmiş gibi sanki…

Belki çok iyi bir yönetici olmayabilirim. İnsan ilişkilerinde kendimi geliştirmem gereken çok yönüm vardır. Ama iyi bir lider olduğumu düşünüyorum.

-Ben sadece dışarıdan takip eden bir insan olarak değil, aynı zamanda buranın bir üyesi olarak da gözlemliyorum. Şu kapıdan girdiğimde bu salonun enerjisi çok yüksek. Personelin de öyle. Demek ki mutlular… En çok bundan etkilendim bu arada.

Mutlu etmeye çalışıyorum ve elimden geleni yapıyorum.

-İlk şube neresiydi?

İlk şube 2013 yılında açılan Yıldız Şubesi’ydi. Onu Oran’a taşıdık sonra. İlk şube açılışından bir kaç ay sonra da Çayyolu’nu açtık.

-Şu anda kaç şube var?

Çayyolu, Çukurambar ve Oran olmak üzere Ankara’da üç şube var. İstanbul’da da Nişantaşı var. Şubat ayı içinde de Zekeriyaköy şubemizi açmayı planlıyoruz. Bundan sonrası için de franchise vereceğiz. Artık daha fazla bölünmek istemiyoruz.

-Bu görüşmeyi yapmadan önce sosyal medyadan, ekşi sözlükten, Youtube’dan sizinle ilgili pek çok yorumu okudum. Ciddi bir hayran kitleniz var gerçekten. Pek çok şehirden de talep var salonla ilgili. Ne düşünüyorsunuz?

Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Franchise taleplerini değerlendireceğiz bundan sonra. Bu standartları korumak için de her türlü desteği vereceğiz. İsteyen olursa Samsun’a da İzmir’e de franchise veririz.

-Sosyal sorumluluk projelerinizden konuşalım mı biraz? Şu an aktif olan bir oyuncak projesi var mesela. Anlatabilir misiniz?

Sandıkta Oyuncak projemiz sığınma evlerindeki annelerin çocukları için başlattığımız bir kampanya. Yeni oyuncak değil de evde kullanılmayan oyuncak topluyoruz. Tüketim çılgınlığına da karşıyım aynı zamanda. O yüzden temiz kullanılmış ikinci el oyuncak istiyoruz. 

Bob Gym ilk kurulduğunda gelirimizin %10’unu sosyal sorumluluk projelerine ayırmaya söz vermiştik kendi kendimize. En baştan beri de bu sözümüzü tuttuk. Yani az kazanırsak az, çok kazanırsak çok destek veriyoruz. Artık bunu göstere göstere de yapıyoruz. Çünkü iyilik bulaşıcıdır. Bob Gym’i taklit eden çok. Bu anlamda da taklit ya da takip ederlerse seviniriz tabi ki.

Gazilerimizi yılda bir kez ziyaret ediyoruz. Ayrıca bütün şubelerimizde gazilerimize ücretiz hizmet veriyoruz. 

(Görüşme sırasında bacakları protez olan bir gazi ve ampüte bir arkadaşına program da hazırladılar. Bu konuda çok hassaslar.)

-Bob Store ürünleri fikri sizden yine muhtemelen. Bu konuda bir destek alıyor musunuz? Yoksa bu tasarımlar da size mi ait?

Bu ürünleri öncelikle eğitmenlerimiz için tasarladık. Bu tasarımlar bana ait. Sonra üyelerimizden talepler olmaya başladı. Biz de Bob Store olarak ayrı bir marka oluşturduk. Yine tamamen bizim tarzımıza uygun, bizi yansıtan ürünler tasarladık. Genişletiyor ve büyütüyoruz. 

Tek soru tek cevap

Bir kitap

Güneşi Uyandıralım

Bir film

Forrest Gump

Bir şarkı

Master of puppets

Bir podcast

Bazı metro şeyler

Bir mekan

Bob Cafe

O mu bu mu?

PES mi FIFA mı?

İkisi de değil. Çünkü PS oynamıyorum.

Metallica mı Ramsstein mı?

Kesinlikle Metallica

Jason Newsted mi Robert Trujillo mu?

Kesinlikle Jason

Fuel mü Turn the page mi?

Fuel

Youtube mu Instagram mı?

Instagram

Otomatik vites mi manuel mi?

Otomatik

Çay mı kahve mi?

Çay

Ankara mı İstanbul mu?

Ankara 

Çerkes tavuğu mu şipsi mi?

Sipsi

Motosiklet mi kamyonet mi?

Kamyonet

Bu güzel sohbeti bir Bob Gym üyesi olarak özel isteğimle sonlandırdım. Çünkü bu salona kuaför ve spa şarttı. Neden olması dedi sevgili Barış Hocam. Belki büyüyüp bir şehir kulübü haline gelebileceklerini söyledi. Ben de Bob Cafe’de film ya da kitap kulüpleri yapabiliriz dedim. İyi dileklerimizle görüşmeyi sonlandırdık. Başta Kargala ekibi olmak üzere hepinize çok selamı var. Ben de sayenizde iyi ki tanıdım kendisini. Sonuçta hayat motivasyonum sınıf atladı sayesinde. Sizin için de öyle olacağına eminim.

Sevgiler...

Bu yazıyı kargala!
2 Yorum
Ferzah
Ferzah
18:03 @ 15.01.2022
Yazıyı tüm dikkatimle okudum. Barış hoca benim etkilendiğim ve takip ettiğim birisi. Gerçekten hayat hikayemiz benziyor. Sadece o sıçrama işini başarmış inat etmiş ve pes etmemiş. Bu yüzden takdire şayan. Bense ilçede küçücük bir salonda hayattan kopup salonda yaşamak isteyen karamsar birisi :))) o yüzden dedim sıçrama işini başarabilmiş. İnşallah daha da güzel yerlerde görmek nasip olur.
demirkhan
demirkhan
23:05 @ 15.01.2022
İdeol olarak alınacak bir insan kendisi.Kendisiyle oturup muhabbet etmeyi antrenman yapmayı çok çok isterdim kalbi gönlü güzel abim BOB